İKTİDAR DEĞİŞTİĞİNDE

Saçları tamamen beyazlaşmış olan adamın aklı belediyeden almayı umduğu ihaledeydi, bu yüzden

karşısında oturan saçları sarıya boyanmış kadının söylediklerini duymuyordu bile.Dinlermişçesine

arada bir kafasını sallayıp durumu idare ediyor, ardından yine kendi dünyasına dalıyordu.

“Ah be.” Diyordu içinden “ah şu ihaleyi kazasız belasız bir kopartabilsem, tüm

sıkıntılarımdan kurtulurum.” Tek umudu karısındaydı. Hani tüm gününü mukabelelerde,

sohbetlerde geçiren, kocasının doğal isteklerini görmezden gelen, vaktinden önce kendisini

bu hayattan soyutlamış buna karşın belediye başkanının eşiyle arası çok iyi olan karısında.

Günün birinde ona muhtaç olacağı hiç aklına gelmezdi; ama ne çare ki iktidar artık onun gibi

düşünenlerin elindeydi. Bir ricasıyla şu an kapalı gibi görünen tüm kapılar açılabilirdi. Konuyu

karısına ilk açtığında önce “Günah”, ısrar ettiğinde ise isteksizce “bir denerim.”demişti.

Bu düşünceler içinde kıvranırken gözü karşısında oturan kadının göğüs dekoltesine takıldı.

Tek kelimeyle muhteşem gözüküyorlardı. “Şuraya bak bu da kadın, evdeki de… Gel gör ki biri

insanın canına can katıyor, diğeri yaşamdan bıktırıyor. Hele şu ihaleyi bir kapayım bilirim yapacağımı… Altmışıma merdiven dayamışım, şimdi yaşamayacaksam ne zaman yaşayacağım?” Diye içinden geçirdikten sonra yemeğini yemeye devam etti.
Saçları sarıya boyanmış olan kadın elinde tuttuğu çatalı tabağın kenarına bıraktıktan sonra, gözlerini adama dikti ve “Hamileyim.” dedi. Bu sözü sıradan bir şeyden bahsedermişçesine öylesine umursamaz bir tavırla söylemişti ki, o an tüm dikkatini tabağındaki etin yağlı kısımlarını bıçağıyla ayırmaya veren beyaz saçlı adam neden bahsettiğinin ayrımına bile varamadı. Tamamen içgüdüsel bir tepkiyle başını salladı, ardından yağlarından temizlediği küçük bir et parçasını çatalına batırıp ağzına attı. Hiç acele etmeksizin ağır bir şekilde lokmasını çiğnerken, kadın onun bu önemsemez tavrı karşısında şaşkınlığa düşmüştü.  Duyduğu hayal kırıklılığını belli etmemeye çalışarak, “Senin için bir sorun olmadığına göre o zaman doğururum.” deyince adam birden irkildi ve çiğnemekte olduğu fakat henüz öğütemediği et parçası da o şaşkınlıkla boğazına kaçtı. Nefes alamıyordu. Öksürmeye başladı. Gözlerinden yaşlar gelene kadar ardı ardına öksürdü, ardından masadaki su dolu bardağı kapıp sonuna kadar içti. Kadın onun bu panik halini donuk gözlerle seyretti. İçinden ne ona yardım etmek geldi, ne de konuşmak. Vermek istediği mesaj sonunda yerine ulaşmıştı ve bundan böyle düşünmesi gereken kendisi değildi. Adam peçeteyle gözlerindeki yaşları sildikten sonra kadına baktı. Önemli bir şey söylememişçesine rahatça yemeğine devam ettiğini görünce şaşkınlığı daha da arttı. “Yanlış duydum galiba, bir arkadaşından bahsediyor olmalı. Yoksa bu kadar sakin olamazdı.” Diye içinden geçirmesine karşın yine de içine bir kurt düşmüştü.  Neden bahsettiğini sormayı deli gibi istemesine rağmen,  hem “Sen beni dinlemiyor musun?” diye fırça yemekten, hem de alacağı yanıtın olumsuz çıkmasından dolayı buna cesaret edemiyordu. “En iyisi beklemeli.” Diye düşünmesine karşın kendini tutamadı ve “Kimden bahsediyorsun?” diye sordu.  Kadın, adama kırgın bir şekilde baktı ve “Her zaman ki gibi beni dinlemiyordun, değil mi?” dedi.
“Estağfurullah kraliçem o nasıl söz? Can kulağıyla dinliyordum.“
“O zaman neden “neyi” diye soruyorsun? Hamile olduğuma göre elbette çocuğumuzu doğuracağım.”
“Hamile misin?  Nasıl olur?
“Evet hamileyim, nasıl olduğunu da çok iyi biliyorsun?”
Kadının bu son sözü karşısında beyaz saçlı adam kahpe bir kursunla sırtından vurulmuşçasına sarsıldı. Gözleri seğirmeye, kulakları vınlamaya başladı. Parmakları kendiliğinden gevşedi ve elinde sıkı sıkıya tuttuğu çatal tabağının üstüne düştü. Kadının doğurmasına izin vermesi mümkün değildi. Ne pahasına olursa olsun bundan kurtulmalıydı, bu telaşla,  “Olamaz, mümkün değil” diye mırıldandı. Kadın onun bu halini görünce kendini tutamayarak güldü, ardından da “Beni yatağa attığında hiç böyle konuşmuyordun. Aksine çok güzel olacak diyordun.” dedi.
“Ama hamile kalacağını hiç düşünmemiştim.”
“Sayende kaldım.”
“Korunmuyor muydun?”
“Hayır, tıpkı senin gibi...”
İçinden, “Ne yapayım o şeyi takmayı sevmiyorum.” diye itiraf etse de kadının o gece kendisini uyardığını anımsayınca, sessiz kalmayı tercih etti. Saçları sarıya boyanmış kadınla dört ay önce tanışmışlardı. Karısında görmediği cilveler, seksi kıyafetler, parfüm kokuları daha ilk andan itibaren başını döndürmüş ve o günden sonra da aklından hiç çıkmamıştı. Bir ay boyunca peşini hiç bırakmamış, sonunda amacına ulaşmıştı. O akşamın anıları aklına gelince, “Ama ne geceydi” diye içinden geçirdi. Önce bir balıkçı lokantasına ardından da otele gitmişlerdi. Gerek alkolün etkisiyle, gerekse alışık olmadığından eczaneden o plastik nesneyi almayı unutmuştu. Yatağa girdiklerinde kadın hatırlatmış olsa da, “Boş ver, biz eski tüfeğiz bir şey olmaz kraliçem.” demişti.  O günden sonra arada görüşmelerine rağmen bir daha birlikte olamamışlardı, tüm umudu bu gecedeydi; ama şimdi de bu bela çıkmıştı başına.
“Bu kadar panik yapmana gerek yok doğuracak olan da benim, acı çekecek olan da.” 
“Doğurmak mı?”
“İnanmayacaksın ama hamile kalınca istesen de istemesen de dokuz ay sonra kapıyı biri çalıyor.”
“İşler tam yoluna giriyor dediğim sırada başıma gelene bak. Bir duyulursa tüm itibarım yerle bir olduğu gibi ihalede de avucumdan uçup gider. Bu işi bir şekilde halletmek lazım.” Diye düşündüğü sırada kadın sabırsız bir şekilde “Söylesene sen ne düşünüyorsun hayatım?” diye sordu. Ardından adamın yanıtını beklemeden, “Bana soracak olursan doğuralım derim. Nasılsa birbirimizi seviyoruz, karından kurtulup benimle evlenmen için iyi bir fırsat.. Büyüklerimiz boşuna çocukta keramet vardır dememişler.”
“Nikâhta keramet vardır.”
“Aman sende takıldığın şeye bak, nikâhın arkasından bebek gelmez mi, gerçi bizde tam tersi oldu ama boş ver.”
“Bir dakika kraliçem önce biraz sakin olalım.”
“Karnımda çocuğumuzu taşırken nasıl sakin olabilirim. Sende benim kadar heyecanlısın değil mi hayatım?”
“Tabi ki heyecanlıyım ama şu ortamda doğurman olanaksız.”
“Neden? Yoksa beni sevmiyor musun?”
“Seviyorum elbette kraliçem, ama iktidar bu tip olayları onaylamıyor.”
“Onaylamazsa onaylamasın,  onlara ne?”
“Durumumu biliyorsun tüm umudumu belediyeden alacağım ihaleye bağladım,  belediye kimin elinde; iktidarın.  Bu olay bir duyulursa benimle asla iş yapmazlar. Çocuğumuzun beş parasız olmasını istemezsin değil mi?
“Elbette istemem, peki ne yapacağız?”
“Galiba en mantıklısı aldırmak.”
“Aldırmak mı?”
Kadın bu sözü söyledikten sonra iki eliyle yüzünü kapatıp hıçkırmaya başladı. Adam ne yapacağını bilmez halde etrafına bakındı. Lokantadaki meraklı bakışların üzerlerinde olduğunu görünce kadına doğru yanaşıp, “Ne olur kendini böyle koyuverme baksana herkes bize bakıyor.”
“Aklın fikrin başkalarının ne diyeceğinde beni hiç düşünmüyorsun.”
“Düşünmez olur muyum kraliçem ama ne olur biraz anlayışlı ol, hele şu iktidardan kurtulalım ondan sonra istersen dördüz doğur.”
“Ya iktidar değişmezse?”
“Mümkün değil. Kısa zamanda giderler.”
“Madem sen öyle istiyorsun, artık ne diyebilirim ki...”
Bu sözlerin ardından, önce dudaklarını kanatırcasına ısırdı, sonra da bakışlarını kaçırdı. Burun kanatlarına doğru sessizce akan gözyaşları, saçları beyazlaşmış adamın kendisini kötü hissetmesine sebep oldu. Bir an, ne pahasına olursa olsun karısından boşanıp kadınla evlenmeyi düşündü. Maddi durumu kötü olmasına kötüydü, ama iki gönül bir olduktan sonra aşılmayacak engel de yoktu. “Hiç değilse ömrümün son dönemlerinde gönlünce yaşarım.” Diye içinden geçirdi ve düşüncesini kadına söylemek için doğrulduğunda, birden doğacak olan çocuk aklına geldi. Ona iyi bir gelecek sağlayamayacağının bilinci, yüreğini nasırlaştırdı, arzularını unutturdu ve dudaklarından “Bu işi halledecek iyi bir doktor biliyor musun?” kelimelerinin çıkmasına sebep oldu.
“Doktor mu?”
“Kürtaj için.”
“Onu da mı ben bulacağım? Sen ne işe yararsın?”
“Öyle deme kraliçem, hayatım boyunca kadın doğumcuya gitmişliğim mi var? Tek tanıdığım bizim hanımın gittiği doktor; ama ona da gidemeyiz ki.”
“Çok pahallı olduğu için mi?”
“O nasıl söz kraliçem, senin sağlığının yanında paranın ne önemi var. Benim endişem olayın duyulması.”
“Ben canımın derdindeyken senin düşündüğüne bak.”
“Hele şu iktidar değişsin bak her şey nasıl da güzel olacak. Ama ne olursun şimdi biraz mantıklı ol.”
“Başka çarem mi var?”
İri gözleri yeniden yaşarmaya başlamıştı. Kadının kırmızı ojeli parmaklarını avuçlarının içine alıp sıkıca sıktı ve “Ne olursun ağlama kraliçem, sana söz veriyorum şu ihaleyi alır almaz hemen boşayacağım karımı.” dedi.
“Doğru mu söylüyorsun?
“Sana yalan söyleyebilir miyim kraliçem.”
“Sürekli gittiğim bir doktor var, o bu işi halleder.”
“Ağzı sıkı mıdır?”
“Kızmayayım diyorum ama sürekli üstüme geliyorsun. Eli iyi midir, sana bir şey olursa dayanamam diyeceğine nelerle uğraşıyorsun.”
“Sustum kraliçem. Bundan böyle sen ne dersen o olacak.”
“Gerçi büyük diye almayabilir?”
“Büyük mü?”
“Üç aylık olabilir?”
“Neden şimdiye kadar söylemedin?”
“Sanki seni her gün görüyorum da… Bir aydır Ankara’da olan ben miyim?”
“Ama her gün telefonlaşıyorduk.”
“Konuşuyorduk ama böyle güzel bir haberi telefonda söylemek istemedim. Romantik bir ortamda açılayım, haberi duyunca sevinçten çıldıran gözlerine bizzat şahit olayım dedim. Kim bilir belki evlenme teklifi bile eder diye hayal ettim.”
“Ya doğurmak zorunda kalırsan?”
“O zaman doğururum. Bu kadar ruhsuz olabileceğine inanamıyorum. Madem her şey telefonla hallediliyor bundan böyle beni arzuladığında sakın yatağıma gelme, bir telefon aç ben seni tatmin ederim.”
Saçları beyazlaşmış adam bu söz karşısında kızardı. Tek kelimeyle saçmalamıştı. “Özür dilerim kraliçem, heyecanıma ver. Akıtacağın bir damla gözyaşın için ölürüm”
“Keşke kızabilsem sana, ama inan ki yapamıyorum. Anlasana seviyorum seni.”
“Ben de kraliçem.”
“Neyse üzülme doktor işini hallederim. Yıllardır ona gidiyorum, beni kırmaz; ama büyükse çok para isteyebilir.”
“Para önemli değil kraliçem, yeter ki sana bir şey olmasın.”
Kadın doğum doktoru; ufak tefek, esmer, tepesi açık, asabi birisiydi. Muayenehanesi, varoş semtlerdeki apartmanlardan birinin giriş katındaydı. Yaklaşık yirmi yıldır buradaydı. İhtisasını bitirdiğinde gönlünde yatan aslan gözde semtlerden birinde yer açmak olsa da, maddi olanaksızlıklar yüzünden varoşları tercih etmişti.  İlk yıllarında, “Hele birkaç yıl çalışıp para kazanayım sonra nasılsa taşınırım.” diye düşünmesine karşın, bir türlü ayrılamamış ve bu içinde bir ukde olarak kalmıştı. Özellikle sınıf arkadaşlarının muayenehanelerini, hasta profillerini görünce günlerce kendi kendine söylenip dururdu. “Ben de doktorum onlar da. Bilgi desen var, el pratiği desen hepsinden iyiyim, öyle olduğu halde neden onlar en iyi yerlerdeyken ben bu ter kokulu insanlarla uğraşıyorum?” Çekip gidememesinin aslında en büyük sebebi, iyi para kazanmasıydı. Vizitesinin ucuz olması, hastaları çiçek arayan arılar gibi muayenehanesine çekiyordu. Beş yıl öncesine kadar hafta sonu, gece, bayram demeden deliler gibi çalışmıştı. Ve bir gün geldi, iktidar değişti. Önce muayenehanelere inanılmaz kısıtlamalar getirildi, artık en basit müdahaleleri bile tam donanımlı sağlık kuruluşlarında yapmak zorundaydı, ardından devlet muayenehaneleri görmezden gelerek özel hastanelerle anlaştı. Bir zamanlar “Yoruldum, hasta bakmak istemiyorum.” diye şikâyet ederken, şimdi kapı zilinin çalmasına hasret kalmıştı. Artık muayenehanesine gelenler;  ya ilaçlarını nasıl kullanacağını soranlardı, ya da yaptırdığı tahlillerle ilgili bilgi almak isteyenler. Son zamanlarda sinirleri iyice bozulmuştu, önüne gelen herkese “Bu iktidar bitirdi bizi, bırakacağım bu mesleği.” diyordu.  Elinden başka bir iş gelse gerçekten de bırakacaktı, ama ne yazık ki kendi mesleğinden başka hiçbir işten anlamıyordu.
Odasında köşeden köşeye gidip gelirken saatine baktı, ikiyi çeyrek geçiyordu ve daha bir hasta gelmemişti.  “Anlaşılan bugün de boş bir gün olacak.” Diye düşündüğü sırada kapıyı çalan sekreteri, “Bir kadın sizinle görüşmek istiyor.” dedi. Gelenin gerçek bir hasta olmasını umut ederek koltuğuna oturduğu sırada, içeriye önce ağır bir parfüm kokusu girdi, ardından saçları sarıya boyalı kadın. Hemen tanımıştı, eski hastalarındandı. Kadının bir adım gerisinde duran ve babası olduğunu tahmin ettiği altmış yaşlarında, beyaz saçlı, ince bıyıklı, takım elbiseli, sağ elinde fötr şapkasını tutan adama söyle bir baktıktan sonra, “Hoş geldiniz.” dedi. Kadın, en muhafazakâr bir insanı bile tahrik edecek ses tonuyla, “Hoş bulduk doktorcuğum.” derken beyaz saçlı adam, titrek ve çekingen bir edayla “İyi günler.” dedi.
“Görüşmeyeli nasılsınız bakalım.”
“Gayet iyiyim doktorcuğum.”
“Ne güzel. O zaman sorun ne?”
“Hamileyim.” 
Doktor kadının konuşmasını can kulağıyla dinlerken göz ucuyla adama baktı, başını suçlu bir çocuk gibi öne eğmişti. “Yoksa babası değil mi?” Diye içinden geçirmesine karşın düşüncesini kendisine sakladı ve “Gözün aydın.” dedi.
“Öyle deme doktorcuğum, biraz vakitsiz oldu.”
“Yani?”
“Anlayacağın şu an hazır değiliz ve aldırmak istiyoruz.”
“Önce bir muayene edip kaç haftalık olduğuna bakalım, umarım fazla gecikmemişinizdir, yoksa bir şey yapamam.”
Saçları beyazlaşmış adam bu sözler üzerine başını yerden kaldırdı ve  “İstirham ederim Doktor Bey, büyük de olsa lütfen bizi geri göndermeyin ve bu dertten kurtarın.” dedi.
“Biliyorsunuz; gebelik on haftalıktan büyük olduğunda kürtaj yapmamız kanunen yasak, artı küçükse bile artık muayenehanede müdahale edemiyoruz.”
“Neden efendim?”
“İktidar yüzünden, bu iş hastane ortamında olacak diye kararname çıkarttılar. ”
“Ah bu iktidar ah… Doktor Bey hastaneye gidecek olursak olay resmiyet kazanır ve biz de bunu istemiyoruz. Sizden istirhamım eğer mümkünse burada halletmeniz.”
“Merak etme hayatım doktorcuğum beni kırmaz.”
“Kırmak istemem ama çok riskli, bu da size haliyle biraz pahallıya mal olur.”
“Aman doktorcuğum para önemli değil, sen  yeter ki bizi bu dertten kurtar, öyle değil mi hayatım?”
Adam tüm bakışların üzerinde olduğunu hissedince, önce cebinden çıkarttığı beyaz mendiliyle alnında biriken terleri sildi, sonra da zor duyulan bir sesle, “Elbette.” dedi.
“O zaman önce bir muayene edelim ayrıntıları daha sonra konuşuruz.”
“Hayatım sen biraz dışarıda bekleyiver.”
Bu söz üzerine adam ayağa kalktı ve masanın üstüne bıraktığı şapkasını alıp sessizce dışarı çıktı.
“Siz de söyle uzanın ultrasonla bir bakalım.”
“Gerek yok doktorcuğum.”
“Nasıl yani?”
“Çünkü hamile değilim.”
“…”
“Bak doktorcuğum zengin zannedip bu adamla birlikte oldum; ama gel gör ki yanılmışım. Ne zaman bir şey istesem, “Hele şu iktidar değişsin sonra ne dilersen dile benden.” diyor da başka bir şey demiyor.  İşimiz iktidara kaldıysa ölme eşeğim ölme... Ben de adamı terk etmeden önce bunun acısını bir güzel çıkartayım dedim.”
“Eee”
“Kürtaj ettim diyeceksin.”
“Kesinlikle olmaz.”
“Kırma beni doktorcuğum. İsteyebildiğin kadar da iste adamdan, ne koparırsak üçte biri senin.”
İkilemde kalmıştı; bir yanı kesinlikle olmaz derken, diğer yanı hiç kaçırma diyordu. Vicdanın daha ağır bastığını hissedince birden panikledi ve adeta kelimeleri yutarak,  “Kaç para isteyeceğiz?” diye sordu.
“Ona sen karar ver.”
“Dört bin çok mu?”
“Hiç de değil. Benim gibi bir tazeyle yatmanın bedeli çok daha fazla.”
“O zaman altı bin diyelim.”
Adam, hamileliğin on bir haftalık olduğunu ve kürtajın yasal olarak mümkün olmadığını öğrenince sarsıldı.  Israrla bir çıkış yolunun olup olmadığını sordu.
“Çok fazla denetim var, duyulursa meslek hayatım sonlanır. Sizi de anlıyorum; ama dediğim gibi çok riskli. İllaki hallet diyorsanız bu iş altı bin liradan aşağıya olmaz.”
“Altı bin mi?
“Kabul etmezseniz daha çok sevinirim. Zira yapmak istemiyorum”
“Yaptırmaya mecburuz Doktor Bey. Yalnız üzerimde o kadar para yok isterseniz siz başlayın ben parayı tedarik edip geleyim.”
“Beni burada bir başıma mı bırakacaksın hayatım?”
Yanımda o kadar para yok, Doktor Bey müsaade ederse ücretini sabah takdim edeyim.”
“Olanaksız.”
“O zaman git aşkım, ama benim için dua etmeyi sakın unutma.”
Adam gittikten sonra, doktorla saçları sarıya boyalı kadın kahvelerini içip muhabbet etmeye başladılar. İki saat sonra adam telefon etti. Parayı bulduğunu ve şu anda yolda olduğunu söyleyip kadının durumunu sordu. Operasyonun başarılı olduğunu duyunca da “Çok şükür.”diyerek telefonu kapattı.
Ne o gün, ne de diğer günlerde saçları beyazlaşmış adam bir daha ortaya çıkmadı. Kadının yaptığı araştırmalar sonunda; adamın İstanbul’da yaşamadığı, ancak arada bir kısa süreliğine gelip gittiğini öğrendilerse de, adresini ve hangi belediyeden ihaleyi kapmaya çalıştığını hiçbir zaman bulamadılar.  

 Atilla Bilgen - atillabilgen@yahoo.com
07.11.2011